Haberler

Sivil Toplumda Paylaşmama Kültürü

Sivil Toplumda Paylaşmama Kültürü

Toplumumuzda genelde yeni bir fikri olan kişi, bu fikrini pek kimseyle paylaşmak istemez. Özellikle uzun süre fikrini saklamaya çalışır. Bu fikrin duyularak kendinden önce başkaları tarafından hayata geçirilmesinden korkar. Bu durumu belki bu yazıyı okumaya başlayan sen de yaşamış olabilirsin. Yenilikçiliğin öne çıkmaya başladığı ve inovasyonun önem kazandığı dönemimizde, yaratıcı bir fikir bazen rahat bir hayatın kapısını aralayabiliyor. İmkanları daha fazla olan kişiler de bu fikirleri toplayarak kendileri hızlıca hayata geçirebiliyor.

İş dünyasında, özellikle girişimcilikte buna benzer pek çok hikâye duyuyoruz. Kişi fikrini birisiyle paylaşıyor; bir süre sonra tam olarak anlattığı şekilde bir girişimin ortaya çıktığını görebiliyor.

Bu durumun çok benzeri uzun süredir sivil toplum kuruluşlarında da var. Proje yazma ve başvuru süreçlerinde sivil toplum kuruluşları ketum bir tutum sergiliyor. Birbirinin muadili pek çok projeye başvuran farklı sivil toplum kuruluşları, işleyen süreç ve değerlendirmeler konusunda dahi bilgi paylaşımında bulunmaktan kaçınıyor. Bir hibeyi alamama ihtimallerinden ve alamama durumunda faaliyetlerinin durma noktasına gelmesinden haklı olarak çekiniyorlar. Benzer alanlarda çalışan sivil toplum kuruluşlarının neredeyse hepsi hibeler için farklı uzmanlıklar geliştiriyor ya da geliştirmek zorunda kalıyorlar.

Hibe ve fon vericilerin kısıtlı olması ve pek çok sivil toplum örgütünün faaliyetlerini sürdürebilmek için bu fon ve hibelere bağlı olması; paylaşım kültürünü de etkiliyor. Öyle ki en ufak bir paylaşımın diğer kurumun öne geçmesi anlamına geldiğine dair bir inanç var. Dolayısıyla sivil toplum örgütlerinin birlikte çalışmaları ve iş birlikleri geliştirmeleri de zora giriyor.

Sivil toplum kuruluşlarının içine girmemiş, dışarıdan bakan kişiler için sivil toplum birlikte çalışan, birbirlerini tanıyan, takım ruhuyla çalışan, birlikte gelişen bir yer iken; içine girince gizlilik sözleşmeleri ile bilgi paylaşımının kısıtlandığı ve herkesin hayatta kalmak için bir diğerinden iyi olmaya, hatta onun projesini almaya çalıştığı bir ortam ile karşılaşabiliyoruz.

Bu durumu değiştirmek için sivil toplum paylaşım ağları kurulmaya çalışıyor. Ancak bunlar şu an için yeterli gözükmüyor. Sivil toplum kuruluşlarında gönüllü ya da çalışan kişilerin bu durumu değiştirebilmek için işe kurum kültürlerinden başlamalılar. Kurumun paylaşma kültürünü benimseyecek yeni yol haritaları çizmesi gerekiyor. Bunun da en temeli eğitimden geçiyor. Kurum kültürünü tanımlamak, eski paylaşmama kültürüne neden olan noktaları iyi tespit etmek, bu noktaları besleyen yargıların köklerine inerek yeniden bir kurum kültürü inşa etmek gerekiyor.

Fon ve hibe alamama, proje fikrinin çalınması gibi sivil toplum kuruluşlarını korkutan konuları kenara bırakabilmek elbette zor. Ancak pastanın büyüklüğünün değil, sektörün yani sivil toplumun büyümesi gerekiyor. Bu noktada da her kurumun birlikte çalışmasına ve bilgi paylaşımı yapmasına ihtiyacımız var.  

Çağrı Küpeli

Eğitmen Panda Kurucu Ortağı

Yorum yazın

Yorum yazmak için tıklayınız

sivilalan.com’un E-Bültenine Abone Olun

Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!

Etkiniz AB Programı

Etkiniz AB Programı
Anlatan Eller