Çevre Haberler

İklim değişikliği çığırından çıkmadan radikal önlemler alınması gerekiyor!

İklim değişikliği çığırından çıkmadan radikal önlemler alınması gerekiyor!

COP24 (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 24. Taraflar Toplantısı) 2-14 Aralık 2018 tarihleri arasında Katowice, Polonya’da gerçekleşti. Ana çalışma alanlarından biri iklim değişikliği olan İstanbul Politikalar Merkezi (İPM)-Sabancı Üniversitesi-Stiftung Mercator Girişimi’nin bu önemli organizasyonun ardından düzenlediği “2018 Katowice İklim Zirvesi-COP24’ten İzlenimler” paneli İstanbul’da yapıldı. COP24’ün değerlendirildiği panelin katılımcıları, “İklim değişikliği çığırından çıkmadan samimi ve radikal önlemler alınması gerektiği” mesajını verdi

COP24 (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 24. Taraflar Toplantısı) 2-14 Aralık 2018 tarihleri arasında Katowice, Polonya’da gerçekleşti. Bu önemli organizasyonu takiben, ana çalışma alanlarından biri iklim değişikliği olan İstanbul Politikalar Merkezi (İPM)-Sabancı Üniversitesi-Stiftung Mercator Girişimi“2018 Katowice İklim Zirvesi-COP24’ten İzlenimler” başlığıyla bir panel düzenledi.

Panelin moderatörlüğünü ve ilk sunumunu, İPM Kıdemli Uzmanı ve İklim Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin yaptı. Ardından Mercator-İPM Araştırmacıları Pınar Ertör Akyazı ve Cem İskender Aydın ile Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Semra Cerit Mazlum, COP24’ü değerlendirdikleri sunum ve konuşmalarını gerçekleştirdi.

Polonya’daki konferansa katılan ve gelişmeleri yerinde takip eden panelistler; Katowice’de ortaya çıkan sonucu, Türkiye’nin iklim değişikliği rejimi altındaki mevcut durumunu ve diğer izlenimlerini bu alanda çalışan akademisyenler, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve kamuoyu ile paylaştı.

Panelde, Katowice’de Paris Anlaşması’nı tüm devletler için uygulanabilir kılacak kuralları belirlenmesinin ve devletlerin iklim koruma çabalarını güçlendirmek için her ülkenin takip edebileceği bir yol haritası çizmesinin amaçlandığı ifade edildi.

İklim değişikliğinin geldiği nokta artık geç kalmayı kaldıramaz

Katowice’ye de iki önemli rapor ve birkaç bilimsel araştırmanın damgasını vurduğunun ifade edildiği Panel’de Ümit Şahin şunları söyledi:

Araştırmaların en önemlisi Tyndall Center’dan Corinne Le Quéré’in başını çektiği seksene yakın bilim insanından oluşan bir ekibin yayınladığı 2018 Küresel Karbon Bütçesi. Raporlardan biri IPCC (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli)’ nin 2 ay önce yayınlanan 1,5 derece özel raporu, diğeri ise, Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın 2010’dan bu yana her yıl güncelleyerek ve geliştirerek yayınladığı Emisyon Açığı Raporu’nun 2018 basımı. Birleşmiş Milletler şemsiyesi altındaki uluslararası kurumların, bütün ülkelerin kılavuz olarak kabul etmek zorunda oldukları resmi raporları acil hareketi zorunlu kılıyor”.

Küresel toplam karbon salımı yeniden artışa geçti

Küresel karbon bütçesi araştırması 2018’de küresel karbon dioksit emisyonlarındaki artışın hızlandığını ortaya koyduğunu ifade eden Ümit Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:

Dünyadaki bütün ülkeler kömür, petrol, doğal gaz yakarak her yıl atmosfere milyarlarca ton sera gazı salıyorlar. Bu gazların yaklaşık dörtte üçü karbon dioksit. 2014-2016 arası her yıl aşağı yukarı aynı miktarda sera gazı salınıyordu, yani artış duraklamış gibiydi. Oysa geçen sene artış tekrar başladı ve 2017’de 2016’ya göre yüzde 1,6 artış görüldü. Bu yıl artış daha da hızlandı ve 2018’de 2017’ye göre yüzde 2,7 daha fazla karbondioksiti atmosfere saldık.

Yirminci yüzyılda, 1980’lere kadar insanlar havaya daha fazla karbondioksit saldıkça, okyanuslar ve ormanlar daha fazla karbon tutarak dengelemeye çalıştılar. Ancak son 30-40 yıldır, salımlar o kadar hızlı artmış durumda ki, okyanus ve bitkilerin karbon tutma kapasitesi daha fazla artamıyor atmosferde biriken karbondioksit miktarı giderek fazlalaşıyor. Araştırmada atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun 2017’de ortalama milyonda 405 milyonda parçacığa (ppm) ulaştığı belirtilmiş. Bu yıl ise bu ortalama 408 ppm civarında olacak. Atmosferdeki bu karbondioksit yoğunluğu son 3 milyon yılın en yüksek düzeyi. Yakın geçmişle karşılaştırırsak, 19. yüzyılda 270-280 ppm civarındaydı.”

Bu yılki salımlardaki yüzde 2,7’lik artışın, birinci sırada Hindistan (yüzde 6,3 artış), ikinci sırada Çin (yüzde 4,7 artış), üçüncü sırada ABD (yüzde 2,5 artış)’den kaynaklandığını belirten Ümit Şahin, “Türkiye’nin de aralarında bulunduğu çoğu hızlı büyüyen veya gelişmekte olan diğer ülkelerin salımlarındaki artış yüzde 1,8 olarak gerçekleşti. Avrupa Birliği, toplam salımlarını biraz (yüzde 0,7) düşürdü, ama bu da bir zamanların iklim şampiyonu AB için çok düşük bir azaltım. Toplama etki edemiyor” dedi.

UNEP’in Emisyon Açığı Raporu’nun bu artışın nasıl vahim bir durum olduğunu net rakamlarla ortaya koyduğunu vurgulayan Ümit Şahin, IPCC’nin 1,5 derece Özel Raporu’na da değinerek, şu bilgileri aktardı:

Şu anda 1 derece olan küresel ısınma 2 dereceye çıkarsa bütün mercan yatakları ölüyor, Kuzey Kutbu’ndaki ve Alplerin tepelerindeki buzullar tamamen eriyor, deniz seviyeleri en az 1 metre yükseliyor. Dünyayı 2 dereceden de fazla ısıtırsak Grönland ve önce Batı sonra Doğu Antarktika buzulları eriyor, okyanus iyice asitleniyor, Amazon yağmur ormanları ve Boreal ormanlar yok oluyor, Gulf Stream akıntısı duruyor, Sibirya’daki donmuş toprak eriyor. Bunlar tabii gezegen ölçeğindeki etkiler. Buna iklim değişikliğinin çığırından çıkması deniyor ve bu yüzyıl sonuna kadar saydığım en kötü olasılıkların hepsi olabilir. 2 derecede olacak etkiler için ise salım artışı sürerse en fazla 30 yıl var. Bunlardan kaçınmanın tek yolu ısınmayı 1,5 dereceye gelmeden durdurmak. IPCC raporu bunun hâlâ mümkün olduğunu söylüyor ve formülünü veriyor: Küresel sera gazı salımlarını 2030’a kadar yarı yarıya azaltmak ve 2050’de net sıfıra indirmek (yani okyanusların ve bitkilerin emebileceğinden fazlasını salmamak.) Bu formülün daha kolay akılda kalanı şu: Her 10 yıl toplam salımları yarıya indirmek. Yani 2030’da 2020’nin yarısına, 2040’da 2030’un yarısına, 2050’de 2040’ın yarısına indirirseniz, 2050’de 5-6 milyar ton sera gazına inmiş oluyorsunuz, ki bu da net sıfır demek.”

Karbon vergisi düşük gelirli vatandaşa büyük bir yük getirir

2017/18 Mercator-İPM Araştırmacısı Pınar Ertör Akyazı, karbon vergisinden toplanan gelirin nereye aktarılacağı konusunun sosyal adalet çerçevesinde önemini vurgulayarak Fransa örneğinde bu gelirin sadece dörtte birinin yoksul kesimler için kullanıldığını ve bu vergilerin eşitsizlik kaynağı olarak konumlandığını belirtti. Karbon vergisinin düşük gelirli vatandaşlara büyük bir yük getireceğine dikkat çeken Ertör, bunun farklı politikalarla telafi edilmesinin mümkün olduğunu ve vergi düzenlemelerinin şeffaflık ilkesi gözetilerek yapılması gerektiğini ifade etti.

Paris hedefleri çok yetersiz: Emisyon açığı 2030’da 32 milyar ton olacak

Acil eylem gerektiğini belirten Ümit Şahin, şöyle devam etti: “Eğer şu anki artış sürerse, 2030’da küresel toplam sera gazı emisyonu 65 milyar tona çıkıyor. Oysa rapora göre ısınmayı 2 derecenin altında tutmak için 2030’da toplam 40 milyar tondan fazla sera gazı salmamamız gerekiyor. Yani bugünkünden 13 milyar ton daha az. Eğer yapılması gerekeni yapıp küresel ısınmayı 1,5 dereceye gelmeden durduracaksak 2030’da 24 milyar tona düşmüş olmamız lazım. Bu da bugünkü düzeyin yarısından az. İşte bu hesaba göre 1,5 derece hedefine ulaşma yolunda Paris hedeflerinin 2030’da yarattığı açık 32 milyar ton açığı kapatmak için hemen bugün emisyonları çok radikal biçimde azaltmaya başlamak zorundayız: Yılda yüzde 3,5 oranında azaltım yapmak zorunda olduğumuzdan Paris hedefleri yetersiz kalıyor. İyi haber ise şu: Acil eylem planı hem teknolojik hem de finansal açıdan mümkün. Rapora göre ülkelerin taahhütlerine eyaletlerin, yerel yönetimlerin ve diğer çok taraflı girişimlerin taahhütlerini de eklemek açığı kapamak için önemli. Ancak eğer geç kalınırsa fırsat kaçacak ve 2025’den sonra bugünkü teknoloji yetmez hale gelecek. O zaman mucize beklemek zorunda kalabiliriz, ya da 3,5-4 derece ısınmış bir dünyada yaşam mücadelesi vermeye razı oluruz.”

Zirvedeki sonuçların çok olumlu sayılamayacağını belirten Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Semra Cerit Mazlum, Polonya’da gerçekleşen zirvenin Kopenhag’la başlayan “iklim süreci” için önemli bir adım olduğuna, zirvede önerilen takvimdeki plandan daha hızlı çalışılması gerektiğine, son 3 yıldır doğru ilerlemeler kaydedilmediğine, ortaya çıkan alternatif çözüm seçeneklerinin de ilerleme sürecinde negatif etkili olabildiğine değindi. Zirvede elde edilen en olumlu sonucun anlaşmaların içeriğine odaklanmaktan ziyade ülkelerin birbirine olan güvenlerinin pekişmesi olduğunu ekleyen Mazlum, Kopenhag ile başlayan raporlama sisteminin şeffaflığı adına adımlar atıldığını söyledi.

Şeffaflık ve Sivil Toplum Katılımı Açısından COP24 Başarısız

Polonya’nın hâlihazırdaki baskıcı hükümetinin sivil toplumun sesini kısmaya yönelik hareketlerinin kabul edilemez olduğunu belirten 2018/19 Mercator-İPM Araştırmacısı Cem İskender Aydın, COP sonrası çıkan kararın iklim değişikliğini zamanında önleme ve iklim adaletini sağlama açısından başarısız olduğunu ve birçok önemli konuda alınan kararın yetersiz olduğunu ifade etti. Ayrıca, COP-24 etkinliğinin bir ‘’diplomatik başarı’’ olarak lanse edilmesinin bu eksiklikleri gölgede bıraktığını, Paris Anlaşmasının içerik ve bağlayıcılık anlamında zayıf olsa dahi, koyduğu hedefler açısından yaşamsal öneme sahip olduğunu ve anlaşmanın doğru uygulanabilmesi için daha iddialı ve kesin kurallara sahip olunması gerektiğini belirtti.

Diğer taraftan, COP24’ün uluslararası fosil şirketlerinin lobi faaliyetlerine çok açık olduğunu ve şeffaflık açısından önemli sorunlara sahip olduğunu vurgulayan Aydın, şeffaflık ve sivil toplum katılımı açısından COP24’ün başarısız olduğunu ve pek çok önemli kararın kapalı kapılar ardında alındığını söyledi.

Türkiye bir Güneş Ülkesi Olarak Aslında Yenilenebilir Enerji Ülkesidir

Türkiye’nin en önce kendi kendinin farkına varması ve enerji kaynakları ile durumunu samimi bir şekilde tespit etmesi gerektiğinin vurgulandığı panelde, Türkiye’nin bir güneş ülkesi olduğu ve pozisyonunu ve söz söyleme şeklini de buna göre yapması gerektiği ifade edildi.

Türkiye’nin iklim değişikliği rejimi alanında çalışan akademisyenler, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve gazetecilerin arasında bulunduğu katılımcılarla gerçeklesen panel, Türkiye’nin küresel süreçteki konumu, izlediği iklim politikaları, global ölçekteki talepleri, beklentileri ve iklim değişikliği alanındaki yerel durum konuları çerçevesinde görüşlerin sunulmasıyla tamamlandı.

Etiketler

Yorum yazın

Yorum yazmak için tıklayınız